Home Yazarlar İSA GAZEL DOSTLUK ÜZERİNE

DOSTLUK ÜZERİNE

İnsan özden ibarettir; geri kalan deridir 
Göz de dostu gören göze derler
Hz  Mevlana

Dostluk kelimesi o kadar sıcak, o kadar samimi ve candan bir kelimedir ki insanı hemencecik kendi iklimine doğru çeker. Adeta sarıp sarmalar ve kendi rengini, kendi dokusunu verir insana. Kelimenin kendisi değildir büyülü olan aslında ona yüklenmiş manadır. Dost dediğimiz de bu mananın rengine bürünmüş insandır. Öyle derindir ki bu mana içinde insanın özüne  dair her şeyi barındırır ve ona bambaşka bir hüviyet kazandırır. Bu mana ile aranır olur insan kara günde ak günde.

Edebiyatımızda dostluk üzerine çok şey yazılıp çizilmiştir. Mesela Aşık Veysel’in dizelerinde biraz yakınma vardır dosttan, dostluktan. Şair “Dost dost diye nicesine sarıldım”  diyor. Fakat dostlardan da istediğini bulamamış olacak ki -eskiler buna vefasızlık derler- biraz sitem ederek her türlü isteğini yerine getiren toprağı sadık dost olarak niteliyor Veysel. Demek ki dost olmak vefalı olmayı gerektiriyor. Dostlardan gelen vefasızlık ise gerçek dostlar için en büyük acı oluyor. 

Baki'ye dostları sorar; "kaç çeşit dost vardır?" diye. Baki, "üç çeşit dost vardır" der: * Bir dost vardır gıda gibidir, sen onu her gün ararsın. * Bir dost vardır ilaç gibidir, gerektiğinde ararsın. * Bir dost vardır hastalık gibidir, o seni arar. Dostun eftâli gıda gibi olanıdır. Her gün aranan, olmadığı zaman eksikliği mutlaka hissedilen ve boşluğu doldurulamayan dost olmak ve böyle dost bulmak ne kadar güzel.

Nietzche : “Güller, laleler, bütün çiçekler solar. Çelik ve demir kırılır ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır” diyor. Kırılmayan dostluklar, yani yıldızlar gibi karanlık çöktüğünde ilk olarak parlayan dostlarla kurulmuş dostluklara vurgu yapıyor.Yine bir  Atasözümüzde “Dost sanma şanlı vaktinde dost olanı, dost bil gamlı vaktinde elinden tutanı”  ifadesinde belirtildiği üzere gerçek dostluğun, solmayan dostluğun kara gün dostluğu olduğu beliğ bir şekilde ifade ediliyor.

Ehli tasavvufa göre iki çeşit dost vardır; biri dünya dostu, diğeri ahret dostu. Gerçek dost ona derler ki bizi haktan hakikatten uzaklaştırmasın. Bizleri iki dünya saadeti dediğimiz ‘saadeti dareyn’e götürsün. Bütün bunlardan öte mutasavvıflar hakiki dostu her şeyi veren, dostları ve dostluğu dahi bize bahşeden Allah olarak kabul etmişler, Ona giden yolların dikenli olacağını, zahmetli olacağını, fakat zahmette rahmet olduğunu vurgulamışlardır. İnsanın hayatı boyunca gerçek dosta ulaşması için seyri sülûk etmesi gerktiğini ve gerçek saadetinde ancak Onun hakiki manada tanınmasıyla mümkün olacağını söylemişlerdir. Hak dostları hayatlarını hep bu doğrultu da yaşamış, dostan gelen her şeyi lutuf olarak görmüşler “Gelse celalinden cefa/ yahut cemalinden vefa/ikisi de cana sefa/ lütfun da hoş kahrın da hoş” diyerek Ona her daim inkiyad etmişlerdir.

Yunus’un “Bana seni gerek seni” demesi herhalde gerçek dosttan başka hiçbir şeye talip olmamasındandır. Zannediyorum Mevlana’nın gözün görmesini istediği dost da  Mevla’dan başkası değildir. Böyle dostlara sahip olmayı, böyle dostluklar edinmeyi kim istemez.Hele hele dostu gören göze sahip olmak en büyük nimet olsa gerek.Ne diyeyim Mevla herkese nasip eyleye….
 


Yazarımız olan İsa GAZEL Perşembe, 07 Şubat 2008 tarihinden itibaren bizimle.



Yorumlar  

 
0 #1 sevgiiiiiiiiiiiii 2008-12-13 19:48 mükemmelll(!) diyorum sadece isa bey Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

GİRİŞ FORMU



KİMLER ONLİNE

Şuanda 35 konuk çevrimiçi

10 Haziran 2088

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün1177
mod_vvisit_counterDün2506
mod_vvisit_counterBu Hafta7048
mod_vvisit_counterBu Ay18952
mod_vvisit_counterTOPLAM257545
Clicky Web Analytics
Zirve100 Toplist Eğitim ve Ögretim Toplist