Gurbetten gelmişim yorgunum hancı Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş…
Bekir Sıtkı Erdoğan
Gurbet,Arapça garp kökünden türemiş bir kelimedir.Güneşin battığı taraf batı anlamına geldiği gibi,göz yaşı, göz yaşının geldiği damar anlamlarına da gelir.Ayrıca gariplik, yabancılık; yabancı bir memleket, yabancı bir yer anlamını da taşır.Yani yad eller,uzak diyarlar veya bu diyarlarda yaşayan yerinden, yarinden, yurdundan ayrı düşmüş olmaktır gurbet.Yüreğinde ayrılık acısını duymaktır gurbet.
Türk edebiyatında aşıklar dilinde gurbet, sevgiliyi bulmak için düşülen yollar, uğranan iller, varılan menzillerdir. “Hançer-i feleğin ucu ciğerde/Durmayıp artıyor yara bu serde/Gurbet diyarında tutuldum derde/Gel tabip yaramı sar garip garip” der Erzurumlu Emrah.Bir başka şiirinde de “Sevgilim hayal-i vuslatın beni/ Diyar-ı gurbette hayran gezdirir” der.Karacaoğlan ise bir şiirinde gurbetten şöyle yakınır: “Gittim gurbet ile geri dönülmez / kim ölüp de kim kaldığın bilinmez /Ölsem gurbet elde gözüm yumulmaz/Anam, atam bir ağlarım yok benim.” Yine sıla özlemiyle tutuşan aşık “Gittim seyran eyledim firengistanı/ İlleri var bizim ile benzemez” demiştir gurbet elerde.
Aşık Seyrani’de gurbet mutlak sılaya özlem duyan bir havaya bürünür ve Seyrani: “Hicranlar mı çöktü içime benim/ Göz yaşımı kimse silmez ağlarım/ Mezarım olsaydı keşki vatanım/Sılamdan hiç haber gelmez ağlarım/Aşkın mızrağını engine saldım/Diyar-ı gurbette ben garip kaldım/Unuttum kendimi deryaya daldım/Kimseler halimden bilmez ağlarım.”der.
Yunus Emre’mizin dilinde gurbet daha derin anlam taşır: “Ben yürürüm ilden ile/ Dost sorarım dilde dile / Gurbet elde halim kim bile / Gel gör beni aşk neyledi.” Yunus’un dizelerinde dillendirilen gurbet, aşıkların dilindeki gurbetten biraz daha farklıdır; “Bu dünyaya gelen kişi/ Ahir yine gitmek gerek/ Misafirdür vatanına/Bir gün sefer etmek gerek.”Bu vatan, beka alemidir: “Mülk-i fenadan geçeyim /Dost iline uçayım.” Diyen Yunus,bu gurbet diyarını fena yurdu olarak görür; çünkü asıl yurt, dost ilidir.
Tasavvuf edebiyatında gurbet hakikate erişmek için vatanından ayrılmaktır. Sufilere göre insanın asli vatanı ruhlar alemidir.İnsan buraya geçici olarak ve misafireten gelmiştir.O bu alemde gariptir, ruh daima asli vatanı olan melakut alemini özlemektedir.
Gariptir yad ellerde olan, gurbette bulunan, vatanından ayrı düşen.Vatan sevdalısı olup sürgün yiyen, memleketin her bucağından giden toprakları koklayarak vatan hasreti gidermeye çalışan insan gerçekten garip ve gerçek manada gurbeti duyan va yaşayan insandır.Halinden anlamayan, duygu ve düşüncelerine yabancı kalan kimseler arasında Takva ve salah ehli gariptir.Çok yüksek seviyede manevi ve ruhi haller içinde bulunan arifler hem bu dünyada hem o dünyada gariptirler.Zira hallerinden kimse anlamaz.
Gurbetin sırf cismani ve kalbi olanı olduğu gibi; her ikisinin birden duyulup hissedildiği katmerli yalnızlık olanı da vardır.Mutlak vatandan ayrı kalış yeri olan bu dünya, bir gurbet diyarıdır, bir göz yaşı yurdudur.Onun içindir ki gurbeti gerçek manasıyla bilmeli iliklerine kadar duymalı insan.Kırık Mızrap şairinin şiirinde olduğu gibi sıla-gurbet eksenli duygu, düşünce tablolarıyla desen desen, renk renk örülen medeniyet televünlü manzaraları temaşa etmeli ve “Bir kasvetli rüyadayız şuanda bu gerçek:/Önümüzde aydınlıklara açık bir çağ var!../Gece koyulaşsa da bir gün şafak sökecek, /Ve dalgalanacak rüzgar bekleyen bayraklar./Azmet,azmet ki göründü yer-gök sultanlığı,/Yılm uçurumlar gibi görünen boşluktan: / Yakala çağlar arasında o altın çağı /Peygamber safına gir kurtul uyuşukluktan!..
Peygamber safına gir, kurtul uyuşukluktan!..(M.F.G)gibi diyebilmeli ve gerçek garipler arasındaki yerini alabilmelidir insan.


















