“Yeis öyle bataktır ki düşersen boğulursun,
Azmine sarıl sımsıkı,bak ne olursun.”
Mehmet Akif Ersoy
Gelecek, henüz gelmemiş olan andır. Yaşanmamış, görülmemiş, içinde bulunulmamış zamandır. İnsanın özlemini duyduğu, gerçekleşmesini arzu ettiği hayallerinin ve umutlarının gerçekleşeceği muhtemel olan zaman dilimidir. Gelecek, eskilerin deyimiyle ati veya istikbâldir.
Gelecek, insana sunulan fırsattır. Yapamadıklarını yapma veya hatasını telafi etme fırsatı. Çünkü insanın geçmişi değiştirmesi mümkün değildir ama geleceği daha avucunun içindedir. Onu en iyi biçimde yaşama ve ona en güzel şekilde hazırlanma fırsatı verilmiştir insana. Fenelon “Geçmişin kaybını gelecek ile telafi etmek daima mümkündür.” Diyor. Hatasını anlayabilen, geçmişten ders çıkarabilenler için bulunmaz bir nimet olarak görüyor geleceği. Milli Şairimiz “Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi tarih/Bin yıllık kıssa bir hisse mi verdi.” Derken de geçmişinden ders alamayan, hatasını göremeyen insanları ve milletleri anlatır dizelerinde. Böyle milletler ki geçmişten ders çıkaramamış olduklarından dolayı başka devletlerin şikârı (av)olmuş veya sömürülmeye mahkûm olmuşlardır.
Tarihimiz ibretamiz olaylarla doludur. Kimi zaman ders alabildiğimiz, bir daha tekerrür etmeyen olaylar, kimi zaman ise ders alamadığımız hatalar neticesinde tekerrür eden, sonu hüsranla biten olaylardır bunlar. Durum ne olursa olsun geçmişinden ders çıkarabilmelidir insan. Geleceğe ise hep ümitle bakmalıdır. Ümit, kalbinde bir ışık olmalı insanın. Yeise(ümitsizlik) düşüp hayata küsmemelidir insan. Yeis, fertleri ve toplumları gelişmekten uzak tutan, onların geleceğini karartan bir illettir, hastalıktır. Şeytanın insanın içine attığı bir fitnedir. İnsanı ruhi ve manevi anlamda öldüren öğle bir zehirdir ki yeis, onun tesirinde kalan insanlar ve toplumlar boğulmaya, yok olmaya mahkûm olmuşlardır. Hem millet hem de fert olarak yaşadığı müddetçe hayattan zevk almanın yolu ümidi yitirmemek ve yeise düşmemekten geçer. Bunun içindir ki Üstad “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.” Diyor. Adeta bizleri ümide davet ediyor ve bizlere mutlu olmanın reçetesini sunuyor.
Milletlerin nazarında gelecek gençliktir. Gençliğe sahip çıkmadır. Bugünün gençliği aydınlık yarınlarımızı, geleceğimizi oluşturur çünkü. Geleceğe ışık tutacak olanlar da gençler olacaktır. Konfüçyüs “Gençlerin yetişmesine önem veriniz. Çünkü en küçük ihmal ülkenin yapısını ve istikbalini(geleceğini) mahveder.” Diyor. Ve Gençlerin yetişmesini ülkenin geleceği açısından çok elzem buluyor. Günümüzün gençliği bu kadar önemli olduğunun farkında mıdır bilemiyorum. Fakat bildiğim ve gördüğüm bir şey var ki; o da gençliğimizin hayatının baharında düştüğü ümitsizliği ve onun kaçınılmaz sonucu olarak yakalandığı depresyon hastalığıdır. Çağın vebası da diyebileceğimiz depresyona yakalanmıştır gençliğimiz. Hayattan zevk alamama, anti sosyal kişilik depresyon hastalığının bilinen belirtisidir. Ya genç yaşta intihara kalkışmalar, isyanlar, neyin belirtisidir acaba? Yaşamının bir gayesi olmayan, ne olduğunu ve ne olacağını bilmeyen karamsar bir tablo çizen gençlik neyin işaretidir? Yaşanmakta olan ahlaki çöküntü, özgürlükte sınır tanımama, sevgiden ve saygıdan yoksun olma, inancımızca öf bile demenin abes sayıldığı anne babayı acımasızca katledebilme cesareti neyin sonucudur? Bütün bunlar neyin neticesidir? Ne eksik edilmiştir, ne verilmemiştir gençliğe ki bu kadar pervasızlık ortaya çıkmıştır. Ailenin aynası, milletlerin yarınları olan gençliğin içine düştüğü bu durum, aynanın paslandığını göstermiyor mu sizce? Geleceğimizin teminatı olan gençliğimizin yetişmesin de ve onların ümitvâr bir nesil olarak geleceğe hazırlanmasında sorumluluk sahibi olan herkesin vazifesini hakkıyla yerine getirmediğini göstermiyor mu bu tablo? Evet, gençliğin bugünkü hezeyanının temel sebebi toplumun yapı taşının sarsılması, yani ailenin bozulmasıdır. Ailenin değerlerinden uzaklaşmasıdır. Ailelerin çocuklarına sevgiyi verememeleri, saygıyı öğretememeleridir. Gençliğin içine düştüğü ümitsizliğin nedeni kendine güven duygusunun verilmemesidir. İnsanın ihtiyacının maddi imkânların seferber edilerek karşılanacağı anlayışıdır. Gençlerimizi ilkokul yıllarından başlayarak test yarışın içine dahil edip, onun diğer yönlerinin ihmal edilmesidir. Gençliğe sistemli düşünmeyi ve paylaşmayı öğretememektir. Bunların ötesinde insanı ayakta tutan değer olan ruhun beslenmemesi, gençliğe maneviyatın verilmemesidir. Gerçeği görememek, bu şuuru gençliğe verememektir. Dolayısıyla kendi geleceğimizi kendi ellerimizle karartmak, gençliğimizin gözündeki ışıltının farkında olamamaktır. Dolayısıyla en büyük zenginliğimiz olan gençliği ihmalkârlık kurbanı yapmaktır.
İnsan ne kadar geriye bakarsa o kadar geleceği görür. Geçmişine bu ölçü de sahip çıkar. Böylece Mazi, hal, istikbâl arasındaki dengeyi iyi kurar. Geçmişe küfredip, bugünün değerini bilmezse hüsrana uğrar ve geleceğini karartır. Atinin ufkunun aydınlık olmasını istiyorsak geleceğimizi düşünmek zorundayız. Milletler dengesindeki yerimizi belirlemek ve bura da söz sahibi olmak istiyorsak geleceğe iyi hazırlanmak zorundayız. Fert planında kendimizi bulup, kendi değerlerimize sımsıkı sarılmak zorundayız. Ayağımızın biri bizim değerlerimizi temsil ederken, pergelin ucu gibi diğer ayağımızla da dünyayı dolaşıp, dünyadan haberdar olmak zorundayız.
Hayatta sarsılmalar, düşmeler yaşayabilir insan. Bilinmelidir ki; ne ayağı sürçmedik at, ne de attan düşmedik yiğit vardır. Önemli olan düştükten sonra kalkıp yılmadan yola devam edebilmektir. Hedefe çatlayıncaya kadar küheylanlar gibi koşabilmektir. Önemli olan, insanı insan edeni ve insanı var edeni bulabilmektir. Onun yoluna girip, Ona kul olabilmektir. Önemli olan insan olmanın kıymetini bilip, hakkını verebilmektir. Mevlâna gibi “Dün geçti, düne ait söz de dün gibi geçti/Bugün yeni bir söz söylemek gerek.” Deyip, yeni şeyler söyleyebilmektir. Hepsinden önemlisi de ömrü bir sermaye bilip, bizim elimizde olmayan şeylerin geçip gitmesine boş yere kaygılanıp, ümitsizliğe düşmemektir. Geçmişi bir hazine bilip geleceğe ümit ile bakabilmektir. Yani bu alemde bir hoş seda bırakabilmektir…

















Yorumlar
Kaleminizden bal damlıyor sanki..
Ümit ederim öğrenci arkadaşlarımıza geleceklerini düşünme konusunda bir fikir verir.
Yazılarınızın devamını bekler.. Teşekkür ederiz.. Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.